4 Temmuz 2010 Pazar

KUKU SİBZAMİNİ (İRAN YEMEĞİ)

Yani, patatesli (sibzamini) yumurtalı İran yemeği. Elbette başka patatesli yumurtalı İran yemekleri vardır ama bize Cevat bunu yaptı. Daha öncede bir pilav yemeği yazmıştım Zelişli Pilav. Gerçi orda bir telaffuz, anlama, çeviri hataları silsilesi neticesinde Zereşd yerine Zeliş diyip ona da bir güzel hikaye de yazmıştım. Açıkçası hikaye de hoşuma gidince dokunmamıştım ama itiraf ediyorum o yemeğin adı Zereşdli Pilav... 

Bu yemekte bir ilk yapıp kendi yapmadığım bir yemeği yazacağım. Ama kısaca Cevat'tan bahsetmem gerekiyor, çünkü çok sevimli, çok cana yakın, çok enteresan bir kardeşim o benim. Cevat ilk önce Fatma ile İsfahan'da tanışıyor. Fatma pek bi gezenti olduğu için hop orda hop burda elinde fotograf makinesi gezip durur. İsfahan'da fotograf çekmek için koştururken Cevat karşısına çıkıyor ama ne çıkmak. Fatma'nın arkadaşlarıyla Türkçe konuştuğunu duyunca karşısına dikili veriyor. Size rehberlik yapayım benimle Türkçe konuşun diyor, tabi Fatma'nın vakti az güneş bu durduğu yerde durmuyor. Fotografçıların dediği gibi ışığı da kaçırmamak gerekiyor tam ne yapsam etsem derken Cevat diyorki "Ben Türkçe konuşmayı çok seviyorum". Valla bu değişik bir durm diyor Fatma yani "ben Türkleri seviyorum" demiyor "Türkçe konuşmayı" diyor. Yani İran'da insanların çoğu Türkleri seviyorum diyor zaten, bu değişik bir durum. Fatma'nın vakti olmadığından O'na mail adresini veriyor. Böylece de dostluk başlıyor uzun süre mailleşerek sonra da yüz yüze. Cevat hayatımıza böyle girdi işte.




Bu bizim Cevat Türkçe konuşmakla kalmıyor aynı zamanda bağlama da çalıyor. Üstelik türkü de söylüyor. Gerçi Mahsun Kırmızıgül hayranı olduğu için onun gibi söylüyor bütün türküleri. Mahsun hayranı olmasında tabii ki bir mahsur yok ama düşününce hafif bozuk Türkçe'siyle Mahsun gibi türkü söyliyen bir İranlı en azından değişik oluyor. Bizim Cevat İran'da spor öğretmenliği yapıyor aynı zamanda da profesyonel bisikletçi. Bunların hepsini birleştirince bir de üstüne sevimli ve sevgili dolu olmasını da ekleyince müthiş bir şey çıkıyor işte. Yani bizim Cevat...

Gelelim yemek meselesine; dediğim gibi bu yemeği Cevat yaptı. Cevat'a göre "çok güzel ve sağlıklı" ama içindeki malzemelerden anlaşılacağı gibi karbonhidrat ve protein bombası:) Aslında sağlıklı ama önce 1-2 saat -hem de en azından- spor yapmakta fayda var ya da ertesi gün. Cevat bu yemeği "çoğunlukla ben yapıyorum" dediğine göre kesin sporcu yemeği ama İran usulü. Ya da İran usulü bir yemek ama biraz bomba, her neyse öyle bir şey işte. 

Bu tarifin fotoğrafları hem biraz farklı ham de bolca oldu. Malum yemek yapan yiyen yemeğe sulanan pek fazlaydı. Bir de GORBİ'ler vardı tabii yani kediler. Azcık Farsça laf edelim dimi hazır yemek İran yemeğiyken...

Şimdiden herkese "NOUŞE CAN" yani Farsça afiyet olsun.




İÇİNDEKİLER Patates, mantar, havuç, yumurta, sebze kurusu (İran'dan gelen bir karışım, paketlerde satılıyor Türkiye'de olmayabilir ama içinde, pıras, maydanoz ve çemenotu kurusu var), zerdeçal, tuz, zeytinyağı ve ayçiçek yağı.

TARİF Valla miktarlar konusunda bilgi sızdıramadım:) Sanırım göz kararı yapılabilecek bir yemek. Patatesler kalınca rendelenip tuz ve zerdeçalla iyice karıştırılıyor. Bu karışım ayçiçek yağında kavruluyor. Bu arada mantarlar iyice temizlenip soyuluyor (valla elma soyar gibi soydu Cevat...) ince ince dilimlenip zeytinyağında kızartılıyor. Patatesleri genişçe bir tencerenin dibine bastıra bastıra yayılıyor üstüde kızartılmış mantarlarla süsleniyor. Yumurtalarla (sanırım 5-6 tane) kuru sebzeler çırpılıp bütün malzemenin üstünü örtecek şekilde tencere dökülüyor. Yumurtalar pişene kadar bu haliyle yemek pişiriliyor. Bu arada ince ince havuçlar rendeleniyor. Yumurtalarda pişince havuçla üstü süsleniyor. Yemek biraz daha pişiriliyor ardından genişçe bir kapak yardımıyla yemek ters yüz ediliyor. Alt taraf üste geldikten sonra o tarafta havuçla süsleniyor. Biraz daha pişiriliyor, sonra da dilimlenip servis ediliyor. Alt üst etmek biraz zahmetli bi durum ama yöntem bu... Bu arada pişirme sırasında tencerenin kapağı hep kapalı oluyor.

1 Temmuz 2010 Perşembe

MARİNE IZGARA TAVUK

Bu yaz vakti ızgara, et, tavuk... Yaaa havada çok sıcak... Sonra bu kilolar ne olacak... Ama protein lazım onun için tavuk göğsü olsun, balık olsun protein almak lazım. Hazır almışkende şöyle biraz neşelisinden, hafif denişik bir şey olsun dedim. 

Aylar önce yabancı bir siteden yabancı adı olan bir marine ve sos tarifi bulmuştum. Tarifi çevirip hemen yapmıştım.  Notları durmasına rağmen notlar arasında ne yazıkki ne sitenin adı ne sosun adı yok. Yani yazmamışım. Hata bende. Ama diğer yandan sos ve marine işlerinden pek anlamama rağmen yapması yemesi pek keyifli bir tarif olduğu için bu gün tekrar yaptım hazır yapmışken fotoğraflarını da çektim. 

Marine tarifinin değişik yönü elma suyu. Ama doğru düzgün sulu elma bulamayınca elmasız oldu:) Belki konserve elma suyu denenebilir. Ama benim bu bol katışıklı bol katkılı konservelerle başım pek hoş değil. Mazallah alerjilerim azabiliyor:) Biraz ekşi bir tavuk oldu ama hani yaz mevsimi filan biraz da ferahlatıcı gibi geldi bana. Yani bu iştede bi keyfekederlik oldu. Elma bulamayınca limonu biraz daha artırdım. Böylelikle kıvam orijinal tarife yaklaşmış oldu. Bir de sos meselesi var tabii ki, onu işte hiç yapmadım. Sosu geçen sefer marinenin yanı sıra yapmıştım eh değişik bir lezzet olmuştu. Onunda malzemelerini de yazıcam.  

Diğer yandan evde ızgara işi biraz çetrefil bir iştir. Bir yandan çok güzel markaların çok şık ürünleri vardır... Bakınca sanki dünyanın en iyi ızgarasını yapacak sanırsınız ve birkaç 100 TL'yi de gözden çıkarırsınız. Sonrası biraz fos çıkar, temizlemesi bir dert, mutfakta çok yer kaplarlar, işte bir sürü hikaye. Ben bir 10 yıldır filan (3-5 marka denedikten sonra) hani şu dandik tel ızgaralar varya hani kıvrım kıvrım rezitansları olan... Basbaya teneke işte, onları kullanıyorum ve şöyle 3-5 santimlik etleri çok güzel pişiriyor. Valla 25-30 TL veriyorum 1-2 yıl da dayanıyor, hani zorlasam 3-4 yıla bile çıkar ömrü ama rezitansların oraları filan temizlemek gerekiyor, değmez diyip yolculuyorum. İşte bu tavuğu o dandik ızgara pişirdi pek de nefis oldu.



MARİNE 1 cup elma suyu, 1 cup su, 1 yemek kaşığı tuz, 2-3 diş sarmısak, 1 yemek kaşığı bal, 1/2 yemek kaşığı esmer şeker, 1/2 yemek kaşığı soya sosu, 1/2 yemek kaşığı limon suyu (elma suyu kullanılmadığında 2 yemek kaşığı olacak), deniz tuzu ve tane karabiber.

TAVUK 1-2 tane 250-300 g inceltilmemiş tavuk göğsü.

NASIL YAPTIM Deniz tuzu ve karabiber dışındaki tüm malzemeleri karıştırıp marine sosunu yaptım. Marinenin içindeki sarmısağı dövüp marinenin her tarafına dağılmasını sağladım. Şeker ve bal erisin diye de biraz karıştırdım. Tavuk parçasını marineye iyice bulaştırdım ve marineyi derince bir kaba koydum tavuk parçasınıda içine. Kabın üzerini streç filmle kaplayıp buzdolabında 3-4 saat beklettim. Marineden çıkardığım tavuk parçasını doğrudan ızgaraya koydum. Biraz deniz tuzu birazda karabiber serptim. Tavuğun her iki tarafınıda iyice pişirdim. İyicenin aslında bir ölçüsü yok ama hafif yanmalı diyebiliriz.

SOS 2 cup mayonez, 1 cup sirke, 1/2 cup elma suyu, 2 çay kaşığı turp rendesi, 2 çay kaşığı karabiber, 2 çay kaşığı limon suyu, 1 çay kaşığı deniz tuzu, 1/2 çay kaşığı toz kırmızı biber.

EV YAPIMI TOZ KIRMIZI BİBER

Evde yapmak için aslında pek zahmetli ve maliyetine de bakarsanız hiçde gerekli olmayan bir iş bu ama çok keyifli. Başka şeylerle uğraşırkende şöyle bir şey oluyor aslında üç, beş belki on birbirinden farklı malzemeyi karıştırıp, belki bekletip, fırınlayıp bambaşka bir şey üretebilirsiniz. Ama bunların hepsi pek alışıldık şeyler olduğu için sonunda "vay be ne acayip bi şey oldu" demeye bilirsiniz. Gerçi ben yapıyorum böyle şeyler mesela hamuru yoğurup şöyle bir avucumun içine yerleştirip "anam benim sen ne güzel şeysin" dediğim oluyor hatta Güler'e de onaylatmak istiyorum o da"hı hı hı hı" diyip süper bi onay veriyor. Ya da bir yemek yaptıktan sonra yemeden önce şöyle bakıp "ne renkli  ne cıvıl cıvl bişeysin sen" diyebilirim. Hatta "seninle fotoraf çekinebilir miyiz" bile diye bilirim... Her neyse durumum bu yapacak bi şey yok işte:)

Kırmızı biber hikayesine gelecek olursak, aslında onlar bi zamanlar yeşildi, sonra kırmızı ve ben her ne kadar istemesemde sonunda turuncu oldular. Şöyle ki bu yeşil biberleri -yani şimdi turuncu toz olandan bahsediyorum- ben salatada filan kullanmak için aldım. Ama ilk yeme denememden sonra burnumdan ve ağzımdan alevler fışkırınca "ben bunları yemiyim" dedim. Bu arkadaşları buzdolabına geri gönderdim. Aradan herhalde 8-10 gün geçtiğinde aniden onları kalınca bir iğneyle ipe dizme kararı aldım. Çünkü bu iş böyle yapılır diye düşündüm en azından kurur kırmızı olurlar bende pul biber filan yaparım. Neyse ben bu arkadaşları balkona bi güzel astım, hakikatende 10-15 gün içinde kıpkırmızı oldular. "Vay be ne müthiş bi şey" dedim, yeşildi kırmızı oldular demek oluyor bu iş. Baktım iyice kurudular bende onları artık blendırdan filan geçirip kullanıma sokayım derken Güler "nayn Daaaavut onlar tozlu yıka onları" dedi. Eh napalım bende yıkadım, bu sefer de içerde kuruttum ama tam kurumadı, baktım bir kaçı çürümeye başladı ben de onları 1-2 dakikacık fırınladım. İşte turuncu o zaman oldular. Bence sormak lazım "çok temizlik renkleri soldurur mu?" ve cevabı evet galiba. Sonra da bir kahve öğütme makinasında, az bir tuzla öğüttüm. Pul değil toz biber oldular. Ama olsun ben pozitif bir insanım ondanda memnunum. Yaşasın turuncu toz biber! Ama sanılmasın ki bu biber 10-15 gün güneşte kaldı sonra yıkandı, sonra fırınlandı acısı azaldı, efenim yok ööle bi şey acı aynı acı. Ama en azından kullanım miktarını azaltıp uzuun bir süre kullanılabilecek bir hal aldı. Türk ve dünya mutfağına hediyemdir...

 

Ama ben bunları okuyamam diyenler için işte tarif.

İÇİNDEKİLER Acı yeşil biber ve deniz tuzu.

NASIL YAPTIM Biberleri ipe dizdim 10-15 gün kuruttum ardından yıkayıp 1-2 dakika fırınladım. Az miktarfa deniz tuzuyla birlikte kahve makinasında toz olana kadar öğüttüm.

Not: Fırınlama kısmı atlanabilir, yani yıkadıktan sonra tozsuz bir ortamda 1-2 gün daha kurutulur ya da bana bi şey olmaz o kadarcık tozla denebilir. Belki de daha kırmızı toz kırmızı biber olur...