Ekmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2010 Cumartesi

DOMATESLİ MAKARNA VE DOMATESLİ EKMEK

Ev taşımanın ne kadar büyük bir bela olduğunu unutmuşum. Gerçekten yorucu, bıktırıcı, bunaltıcı bir şeymiş. Aslında ben göçmeyi pek sevmem (13 yıldır aynı evde kiracı olduğumuzu düşünürsek...) galiba birazda onun için taşınma aşması pek sevimsiz geldi ama eninde sonunda değişiklik insanını ruhunu tazeleyen  bir şey. Göç edince (göç deyince İstanbul'dan, İstanbul'a o kadarcık :) galiba insan kendine mukayyıt olmazsa bir takım alışkanlıklarına unutabiliyor ya da onlar değişime uğrayabiliyor. Neyse sonunda kendime gelip o alışkanlıkları yeniden kazanmaya başlıyorum.

Gelelim domatesli tariflere. Aslında kış ortasında hiç mevsimi olmayan yiyeceklerin tarifini de vermemek gerekiyor, ama bu domatesler yazdan kalma, içinde yaz güneşi var belki yazdan kalma bir esinti biraz daha zorlarsak yaz tatilinde çocukların bağrış çağrışlarını bile duyabiliriz, kim bilir? Daha önce yazdığım domates sosu tarifini geçenlerde Gaziantep'den (şöyle gırtlaktan gelen bir sesle Enntep diyesim var nedense...) gelen domateslerle yaptım. Valla böyle güzel domates kurusu görmedim şimdiye kadar nefis şeylerdi, onlar cici, cici filan diye sevesim koklayasım geldi, bunlar delirme alametide olabilir ama olsun. Her fırsatta Antep'den bu kurutulmuş domateslerden getirtecem, aha da buraya yazıyom...

MAKARNA: Aslında makarna tarifinde pek bi şey yok; açıkcası burada makarna tarifi vermekte pek aklımdan geçmiyordu ama o kadar nefis bir makarna olduk paylaşmek istedim.

İçindekiler

1 büyük su bardağı makarna, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, 3-4 yemek kaşığı domates sosu, 3-4 yaprak fesleğen (ya da kekik bu mevsimde ne bulursanız biraz keyfekeder bi şeyler), tuz.

Nasıl Yaptım
Tuzlu suda makarnayı haşlayıp süzdükten sonra, tencerede zeytinyağı ve domates sosunu biraz pişrdim sonra haşlanmış makarnayı ekledim bir15-20 dakika daha kısık ateşte pişirdikten sonra fesleğn yapraklarını ince ince kıyıp makarnaya karıştırdım.

EKMEK: Her zamanki ekmek tariflerinden birine bu sosu eklemek yetiyor yalnız su miktarını azaltıp onun yerine (en azından 50 g kadar) zeytinyağı koymak gerekiyor.

1 Ekim 2009 Perşembe

Kahvaltı Ekmeği

Son zamanlarda ekmek yapmağa oldukça sardım, nerede bir tarif bulsam denemeye başladım. Geçen ay Julia Child'in sitesinde dolaşırken, daha doğrusu yaptığı programlara bakarken New Orleans'li süper bir hanımla karşılaştım, Leah Chase. Bu süper hanımın 3 tane süper tarifi vardı tabii ki ben bunlardan ekmek olanı denedim. Bir de mutlaka deniyeceğim bir tarifi var onu şimdiden kafamın içinde dolaştırmaya başladım. Tatlı patatesli turta. Tatlı patatesi bulmam pek mümkün gibi gözükmüyor ama onun yerine havuç ya da kabak kullanırım diye düşünüyorum. Dur bakalım belki bi haftasonu denerim. Havalarda iyiden iyiye soğumaya başladı dışarı çıkmadığımız bir haftasonu... Nefis bir deneme olacak galiba...
Gelelim kahvaltılık ekmeğe. Gerçi bu tarife ekmekten demiyor "buscuit" diyor ama bana haftasonu kahvaltısı için nefis bir ekmek seçeneğiymiş gibi geldi. Denedim ve gerçekten çok lezzetli oldular, üstelik çok çabukta hazırlanabiliyor. Yaklaşık 10 dakika içinde hazırlanıp fırına verilebiliyor. Tabii ki çabuk olmasının temel nedeni maya kulanılmıyor olması. Maya kullanılmamasına rağmen ekmeği aratmıyor...

İçindekiler
2 su bardağı un, 250 g süzme yoğurt (ya da labne), 1/2 bardak süt, 2 çay kaşığı kabartma tozu (ya da karbonat), 1 tatlı kaşığı şeker (ya da 1 yemek kaşığı bal).

Nasıl Yaptım
Unu eleyip, kabartma tozu ve şekeri ekleyip karıştırdım. Ardından süzme yoğurdu ekleyip karıştırdım. Leah'ın tarifinde "shortening" adını verdikleri bir bitkisel katı yağ vardı ama ben biraz daha hafifletmek için labne kullandım. Açık söylemek gerekirse katı yağ denince biraz ürküyorum (tereyağ hariç). Üzerinde çok fazla spekülasyon dönen bir konu, ne kadar sağlıklı olduğundan emin olamadığım için yoğurt denedim.

Unlu karışımı labne'yle karıştırdıktan sonra sütü de ekleyip biraz yapışkan bir hamur elde ettim. Unladığım bir zeminde bu hamuru elle 1-1.5 cm kalınlığında açtım. Bu hamurdan 7-8 cm çapında parçalar keserek (ben bardak kullandım), fırın tepsisine 1-2 cm mesafe olacak şekilde dizdim. 175 derecedeki fırında 30 dakika pişirdim (tabii ki derece ve süre fırından fırına değişecektir!). Üzerlerinin çok kızarmasına gerek yok, muhtemelen o durumda oldukça kurumuş olacaktır. Fırından çıkarttıktan sonra en azından 15-20 dakika tek ızgaranın üzerinde soğumasını beklemekte fayda var. Ama kahvaltı hazır ben bekleyemem diyenler olur o zaman yapacak bi şey yok. Sıcak sıcak içine tereyağ mı olur, labne ve reçel mi olur, zeytin mi olur yoksa yumurtaya banma mı olur bilemem...

31 Mayıs 2009 Pazar

SARMISAKLI EKMEK

Herhalde en fazla 10 yıl geçmiştir sarmısaklı ekmeği duyalı. Açıkçası pekde haz etmedim o sarmısaklı ekmeklerden. Galiba bana biraz suni geldi, muhtemelen ekmeklerindeki katkı maddeleri, sarmısak yerine kimyasal katkılar kullanılıyor olması gibi bir şeyler... O ekmeklere bayılan arkadaşlarım o kadarda çok ki. Bende kendi damak tadıma uygun bi sarmısaklı ekmek yaptım...

Aslında sarmısaklı maydanozlu bi ekmek bu. Tabiiki tadım denemeleri de yaptıktan sonra, başkaları tarafından da onaylanmış ve de yenilip yutulmuş güzel bi ekmek oldu. Bu tür ekmekler -zeytinli yada cevizli ekmeğe göre- biraz daha poğacaya benziyor, tek başına yenilebilen bir lezzet otaya çıkıyor. Valla kekikli ve kırmızı pul biberli zeytinyağına bandıra bandıra tek başına yenilebilir.

İçindekiler
Ekmek Hamuru: 400 g beyaz un,150 g su, 250 g ev yapımı maya, 10 g deniz tuzu, 1 yemek kaşığı bal. (Yaş maya kullanılacaksa, 500g un, 300 g su, 10 g maya.) Sarmısak sosu: 1/3 demet maydanoz,  5-6 diş sarmısak, 50 g zeytinyağı. Bu sos uzun süre saklanabilir, bu sosun fesleğenli ya da dereotlu versiyonu da yapıyorum makarna sosu olarakta kullanıyorum.

Nasıl Yaptım

Maydanoz, sarmısak ve zeytinyağını blendırdan geçirip yaklaşık 1 gün beklettim. 

Unu ve tuzu eleyip yoğurma kabına aldım. Unların ortasını havuz gibi açıp mayayı, balı ve suyu ekledim yoğurmaya başladım. Oldukça yapışkan bir hamur ortaya çıkıyor. Hamur elime yapıştıkça ellerimi unlayarak yaklaşık 15 dakika kadar yoğurdum. Bu hamuru 12 saat kadar üstünü strech filmle kapladığım yoğurma kabında mayalanmaya bıraktım. (Yaş mayayayla bu süre yaklaşık 2 saat.) Ardından tekrar yoğurup, yassı bir hamur elde edecek bir şekilde elimle açtım. İçine sarmısaklı sosu ekledim. Bu yassı hamuru her iki yandan ortaya doğru katlayarak tekrar yoğurdum ve ikinci mayalanma için üzerine nemli bir bez de serip 2 saat kadar tekrar beklettim. Ellerimi iyice ıslattıktan sonra hamura fazla bastırmadan üzerini ıslattım. 200 derecedeki fırının içine metal kabda kaynar su koydum, hemen ardından ekmeğide koyup yarım saat fırının kapağını hiç açmadan pişirdim. Pişen ekmeği kalıptan çıkarıp, altı hava alacak bir şekilde büyük mutfak tahtamın üzerine yerleştirdiğim fırın telinin üzerine aldım. Burada 1-2 saat dinlendirdikten sonra, yemeğe hazır hale geldi.

CEVİZLİ EKMEK

Lokantanın ekmeklerine yenilerini ekleme zamanı geldi.

Aslında ekmek yaparken temel malzemeler ve mantık unutulmadığı sürece milyonlarca çeşit üretilebilir. En önemli hikaye fermentasyon. Yani mayalanma sürecini tamamlanması. Ekmek ister ev tipi mayayla yapılsın ister yaş, kuru ya da instand mayayla yapılsın iki fermentasyona ihtiyaç duyar. İki fermentasyon bana göre öncelikle ekmekte maya kokusunu önlüyor. Daha iyi bir lezzete ulaşmayı sağlıyor. Fermentasyon sürecinde en dikkat edilmesi gereken şey bu sürecin tamamlanmış olması. Yani ekmek hamurunun en azından iki katına çıkmış olması gerekiyor. Örneğin hazır mayalarda bu süre yaklaşık 2 saattir ama hamurun kabarması bazen 1,5 bazende 2,5 saatte tamamlanıyor. Yani bu yavrucuğa göz kulak olmak gerekiyor. Birinci fermentasyon tamamlanınca tekrar yoğurup ikinci fermentasyon sürecine sokmak gerekiyor. Sonrada fırına... Sonra missss gibi ekmek hazır oluyor.


Ben genellikle ilk fermentasyondan sonra malzeme ekliyorum. Eğer ekmekte su, un, tuz ve maya dışında malzemeler de varsa o zaman  ilk yoğurma sırasında tüm malzemeleri ekliyorum. Sadece ufak bir lezzet farkıysa amaç -cevizli, zeytinli gibi- o zaman ikinci yoğurmada ekliyorum. Bir de dikkat edilmesi gereken şey ya buharlama yapan bir fırında ya da fırının içine bir kapta su koymak ve pişme süresince fırını asla açmamak. Hatta fırın istediğiniz ısıya geldiğinde hamuru fırına koyarken nazikçe hava akımı yaratmadan yani fırının ısısını düşürmeden fırına koymak gerekiyor.

İçindekiler
Ekmek Hamuru: 400 g beyaz un (fazladan 50g kadarda yoğururken kullanılabilir) 100 g su, 250 g ev yapımı maya, 10 g deniz tuzu, 1 yemek kaşığı bal. İç malzeme: Bir tutam safran, 100 g su, 100g ceviz içi. 

Nasıl Yaptım

100 g suya safranı atıp kabın üstünü streçle kaplatıp buzdolabında yaklaşık1 gün beklettim. Sonra bu suyu süzüp yaklaşık 100 g safranlı suyu oda sıcaklığına getirdim. Bu ekmekteki safranın temel görevi renk... Safranın rengi çok hoşuma gider ve fırsat bu fırsat deyip kullandım. Ama tabii ki bir dolu da faydası var. İnternette kısa bir gezintide bir dolu yazı bulunabiliyor. 

Unu ve tuzu eleyip yoğurma kabına aldım. Unların ortasını havuz gibi açıp mayayı, balı ve suyu (safranlı ve normal su karışımı) ekledim yoğurmaya başladım. Oldukça yapışkan bir hamur ortaya çıkıyor. Hamur elime yapıştıkça ellerimi unlayarak yaklaşık 15 dakika kadar yoğurdum. Bu hamuru 12 saat kadar üstünü strech filmle kapladığım yoğurma kabında mayalanmaya bıraktım. Ardından tekrar yoğurup, yassı bir hamur elde edecek bir şekilde elimle açtım. İçine ufak parçalara bölünmüş cevizleri ekledim. Bu yassı hamuru her iki yandan ortaya doğru katlayarak tekrar yoğurdum ve ikinci mayalanma için üzerine nemli bir bez de serip 2 saat kadar tekrar beklettim. Ellerimi iyice ıslattıktan sonra hamura fazla bastırmadan üzerini ıslattım. 200 derecedeki fırının içine metal kabda kaynar su koydum, hemen ardından ekmeğide koyup yarım saat fırının kapağını hiç açmadan pişirdim. Pişen ekmeği kalıptan çıkarıp, altı hava alacak bir şekilde büyük mutfak tahtamın üzerine yerleştirdiğim fırın telinin üzerine aldım. Burada 1-2 saat dinlendirdikten sonra, yemeğe hazır hale geldi.

11 Nisan 2009 Cumartesi

ESMER EKMEK

"Keyfekeder Lokantası" projesini başlattıktan sonra anladım ki yemekle ilgili az buz anı yokmuş kafamın bir yerlerinde. Bu projeyi başlatmadan önce sorulsa, "yemekle ilgili çocukluğundan ilk gençliğinden neler hatırlıyorsun" diye hiç gibi cevap verirdim her halde. Galiba yemekler bedeni beslediği gibi aklıda besliyor. Tabiiki fiziksel bir beslenmeden bahsetmiyorum, zayıflayan anıları besleyip yüzeye çıkmasına neden oluyor. Açıkcası hatırladıkça da mutlu oluyorum. Örneğin; Kadıköy'de, Yeldeğirmeni'ndeki anneannemin ahşap evinin (annemle bu konuda pek anlaşamıyoruz aslında o ev aslında ahşap değil"kagir"miş çünkü) bahçesinde yaptığı etli ekmeklerin tadını hatırlamak gerçekten bir mutluluk. Bırakalım ekmeğin tadını tuğlaların üzerine oturtulan kalın sacın altından yükselen dumanın kokusu bile burnuma geliyor. Ah güzel günler, güzel yemekler...

Bu anılar dışında bir de hikayeler var. Bu hikayelerin bir kısmı kaynağı aile tarihi ve anlatıcılarının hayal güçlerinin karıştığı hikayeler. Biraz "dengbej"lik yapmış olacağım bunları yazarken. Çünkü bir kaç kuşaktır aktarılan ve kafalarımızda şekil değiştiren kimi zaman idealize edilen hikayeler. Tabii ki anlatıcıların dünya görüşüyle beraberde değişen hikayeler. Bu, aile tarihime ait olan hikayelerin tabii ki içinde yiyecek olanları yazacağım. İlk hikaye içinden ekmek geçen bir hikaye.MEHMETLER'İN EKMEĞİ

Babaannemin anlattığına göre -ki O'na da O'nun büyükleri anlatmış- Mehmetler'in ne zaman ortaya çıktığını, ne zaman köye geldiğini kimse net olarak hatırlamıyor. Ama Zahit Bey'in konağa yerleşmesinden bir kaç yıl sonra diye tahmin ediliyor. Herhalde 1800'lü yılların ortaları olsa gerek. Zahit Bey'in konağının arkasındaki müştemilat gibi bir evde yaşıyorlar Mehmet'ler. Dört kişiler. Birbirlerine benzeyen kızıla çalan saçları sakallarıyla, çiğ yeşil gözleriyle ayrı bir dünyanın insanları gibiymişler. Aralarında konuştukları dilide kimse anlamazmış zaten. Halbuki orada herkes az çok Türkçe, Kürtçe, Zazaca, Ermenice bilir ama onların konuştukları dil hiç birine benzemezmiş. Orta boydan biraz uzun ama tıknaz, sanki kaplumbağa gibi hareketsiz zannedeceğiniz ama atlarının üstünde zıpkın gibi hızlı ve korkutucu.

İsimlerine gelince de Zahit Bey öyle uygun görmüş. "İsimlerinin söylenmesi zor onun için onların adı Mehmet" demiş zahit Bey. Konu da böylece kapanmış. Köydekilerde Zahit beyden dolayı bu dörtlüye Mehmet'ler demeye başlamış. Zahit bey ne zaman Mehmet dese içlerinden biri hemen yanına koşar verilen emri yerine getirir. Sanki gizli bir anlaşma var aralarında; hiç şaşmaz, hiç sekmez ve hiç karışmaz emir alma ve yerine getirme işi. 

Haklarında çok söylenti varmış Mehmetler'in çoğuda kanlı. Gerçi Zahit Bey'in hakkındakiler de öyle. Bir kaç haftayı bulan kısa yolculuklara sadece Mehmetler'le çıkar. Dönünce uzun bir uykudan sonra bir kese hazırlar  bir de fermana benzer bir yazı en güvendiği adamlarından Hazım'a teslim eder o da atına atladığı gibi yola çıkar. Hazım bir kaç ay sonra dönene kadar Mehmetler kendi dünyalarında yaşamaya devam ederler. Bahçede kendi kurdukları çardaklarında tembel bir bekleyişe geçerler.

Bu çardak batıya bakar, Onlar da orada otururlar sanki oradan gelen bir haberi bekler gibi suskun batıya bakarak. Köydeki herkes onların batıdan bir yerlerden geldiklerini ya da beyin onları orada bulduğunu düşünür. Köy yeri, tevatür türlü. Ama Hazım gelene kadar ki süre içinde bazen içlerinden biri yok olur. Haftalar sonra tekrar gelir, söylemeye gerek yok batıdaki bozkırın içinden çıkıp gelir her tarafı toz içinde.  Geldiğinde de heybesinde -her halde köylerinden getirdiği- yiyeceklerle ortaya çıkar. Bu Mehmet'in gelişiyle birlikte konaktan bir kaç gün yemek yemezler. Heybedekiler onlara yeter, hem karınlarını hem gönüllerini doyurur.

İşte böyle günlerden birinde babaannemim annesi -her halde- oynarken farkına varmadan onların çardağına kadar gider. Babaannemim annesi daha 6-7 yaşlarındaymış o zamanlar. Ve ilk defa Mehmetler'in gülen gözleriyle ve yüzleriyle karşılaşır. Babaannemim annesi de, Onlar da şaşkın, bir duraksama anından sonra, gel gel der içlerinden biri. Babaannemim annesi merakla yaklaşır tahta masanın üzerinde duran kara ekmekten büyük bıçaklarıyla irice bir dilim kesip verirler. Çocuk biraz irkilir ama bu hafif nemli ekşi kokulu ekmek hemen alı verir. 

Yemek mutlu eder. Her zaman hem de. Yiyin gari demek istemiyorum ama mutsuz eden yemekleri yimen gari diye bilirim.


KARIŞIK UNLU ESMER EKMEK

İçindekiler
200 g tam çavdar unu, 100 g tam buğday unu, 100 g beyaz un (fazladan 50g kadarda yoğururken kullanılabilir) 250 g su, 250 g ev yapımı maya, 10 g deniz tuzu, 1 yemek kaşığı bal.

Nasıl Yaptım
Bu ekmekte en önemli malzeme ev yapımı maya. Maya kısaca mantar küf karışımı bir şeydir. Evde kısaca un ve suyu karıştırıp beklettiğinde oluşuyor. İki ölçe un, iki ölçek suyu cam bir kavanoza koyun kapağını tam kapatmadan ılık ve hava akımı olmayan bir yerde bekletin. Ve her gün 1 ölçek su, 1 ölçek unla artırın. Dört beş günde mayanız hazır. Bunu  ayrı bir yazı konusu olarak ayrıntılı olarak yazacağım. Çoğu ekmeğin aksine bu ekmeğin tadını oluşturan bir değilse bile iki numaralı etken mayadır. Onun için ölçü çok önemli.

Unları ve tuzu eleyip yoğurma kabına aldım. Unların ortasını havuz gibi açıp mayayı, balı ve suyu ekledim yoğurmaya başladım. Oldukça yapışkan bir hamur ortaya çıkıyor. Hamur elime yapıştıkça ellerimi unlayarak yaklaşık 15 dakika kadar yoğurdum. Bu hamuru 12 saat kadar üstünü strech filmle kapladığım yoğurma kabında mayalanmaya bıraktım. Ardından tekrar yoğurup, yassı bir hamur elde edecek bir şekilde elimle açtım. Bu yassı hamuru her iki yandan ortaya doğru katlayarak ikinci mayalanma için üzerine nemli bir bez de serip 2 saat kadar tekrar beklettim. Ellerimi iyice ıslattıktan sonra hamura fazla bastırmadan üzerini ıslattım. 200 derecedeki fırının içine metal kabda kaynar su koydum, hemen ardından ekmeğide koyup yarım saat fırının kapağını hiç açmadan pişirdim. Pişen ekmeği kalıptan çıkarıp, altı hava alacak bir şekilde büyük mutfak tahtamın üzerine yerleştirdiğim fırın telinin üzerine aldım. Burada 1-2 saat dinlendirdikten sonra, yemeğe hazır hale geldi.

6 Nisan 2009 Pazartesi

EKMEK MESELESİ

Ekmek yapmaya başlayalı 3-4 yıl oldu galiba. Bazen ekmeğin kendisi değilde yapım süreci daha keyifli olabiliyor. Bazende o ekmeği beğenerek yiyen insanları seyretmek, telefonla gelen (valla yaptığım ekmeklerin hepsini yiyemediğimiz için arkadaşlara veriyoruz, isteyen herkese ekmeğimiz var yani) teşekkür mesajları pek keyifli oluyor. Aslında bu seyretme meselesi biraz lokma saymaya kadar gitmiyor değil. Üstelik yeterince yememişse (yeterincenin de bir ölçüsünün olmadığı düşünülürse) acaba diye başlayan bir soru silsilesi de geliyor insanın aklına açıkçası.

Galiba bunların toplamı en büyük keyfi oluşturuyor. Yani ellerimin altında hissettiğim hamur, hamurun mayalanması, o hamurun tekrar şekillenmesi, fırında kızarıp nefis kokular yayması, fırından çıkınca hafifçe sıktığımda çıkan o müzikli çıtırtısı ve son olarakta ağzımda bıraktığı lezzet. Ekmek bunların hepsi -biraz reklamcı ağzı olacak ama-, hepsi ve daha fazlası.

Son zamanlarda bir de ekmeğe ilişkin hikayeler gelmeye başladı aklıma, belleğimin bir yerlerinde saklanmış hikayeler anılar. Örneğin Bolu'da otururken mahallenin kadınları toplanıp bahçelerdeki toprak fırınlarda imece usulü ekmek yaparlardı. Şenlikli bir şey olurdu, gerçi kadınlar biraraya gelince pek şenliksiz bir şey olmaz ama... Bu şenlikten mis gibi ekmekler çıkardı, galiba biz memur ailelerinede bir kaç parça bir şey düşerdi, Bolu'nun güzelim patatesli ekmeklerinden.  Ah o ekmekler, galiba en güzel ekmekler anılarımdakiler. 

Yine Bolu'daydık galiba, babam bizi bir köye götürdü. Bir kış günüydü sobanın üzerinde kızarmış ekmekler, tereyağ ve bal hemde hepsi üst üste. Valla yaklaşık her bir dilim bi 15-20 santim vardı ya da ben çok küçüktüm, ama tereyağlı, ballı ekmek çok güzeldi.

Neyse işte böyle uzayıp gider bu anılar, gelelim ekmek meselesine. Keyfekeder Lokantası'nın alameti farikalarından biri de taze ve kendine özgü ekmekleri olsun diye düşünüyordum. Geçenlerde Sicilya maceralarını anlatan arkadaşlar sadece ekmek yemek için gidilen bir -herhalde birden çoktur- lokantadan bahsettiklerinde tamam dedim doğru yoldayım. Üstüne birde televizyonda "efenim İtalya'da bir çok lokanta ekmekleriyle övünür" sözünü duyunca tamam bu iş dedim. Ekmeksiz bu iş olmaz, ekmek hayattır, su gibi, hava gibi bu işin olmazsa olmazı.

Evet gelelim ilk ekmeğimize...

ÇÖREK OTLU EKMEK


İçindekiler
500 g tam buğday unu, 300 g su, 6 g kuru maya ya da 10 g yaş maya, 10 g tuz (deniz tuzu da olabilir), 1 yemek kaşığı bal, 3 yemek kaşığı çörek otu.

Nasıl Yaptım

Ekmek yaparken tüm kuru malzemeleri elemek ve karıştırmak gerekiyor, bir nevi havalandırma işlemi. Geniş bir kaba aldığım kuru malzemelerin (yani un, tuz, 2 yemek kaşığı çörek otu (kalan bir yemek kaşığı ekmeğin üzeri için) ortasını havuz gibi açtım buraya mayayı, balı ve suyun yarısını koydum. Suyun ve mayanın ısısı oda sıcaklığında olmalıdır. Bu karışımı 5-10 dakika bekletip mayanın biraz harekete geçmesini bekledim, sonra kalan suyu da ekleyip 15 dakika kadar yoğurdum. Ekmek elime yapıştığında elimi unlayıp yoğurmaya devam ediyorum. Ellerimi unlamak için de kenarda bir yerde geniş bir kabda elenmiş unum var. Sonra kabın üstünü sıkıca strech filmle kapatıp ılık ve hava akımı olmayan yerde yaklaşık 2 saat beklettim. İki katı kadar büyümesini bekledim hamurun.

Bu mayalanmış hamuru tekrar 5 dakika kadar yoğurup pişireceğim kaba koyup ikinci mayalanma için üstünü nemli bir bezle örtüp1,5 -2 saat kadar tekrar bekledim. Mayalanma tamamlanınca hamurun üzerini keskin bir bıçakla hamuru fazla hırpalamadan kestim, sonra hamurun üzerini spreyle ıslatıp kalan çörek otlarını serptim. 200 derecedeki fırının içine metal kabda kaynar su koydum, hemen ardından ekmeğide koyup yarım saat fırının kapağını hiç açmadan pişirdim. Pişen ekmeği kalıptan çıkarıp, altı hava alacak bir şekilde büyük mutfak tahtamın üzerine yerleştirdiğim fırın telinin üzerine aldım. Burada 1-2 saat dinlendirdikten sonra, yemeğe hazır hale geldi.