Domates etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Domates etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2010 Salı

BALKON DOMATESLERİ 1

Yazının başlığında "1" var çünkü ben aceleciyim... Aslında bu yazı 1 ay sonra domatesler olunca yazılacaktı ama işte bi giriş olsun dedim:)

Bu domateste pek şahaneymiş acaba bunu bir organik ev tarımı denemesi yapsam mı dedim bi gün. Tam böyle değil ama işte... Benzer... Şöyle bir şey yapılabiliyor, domatesin çekirdekleri kurutulup bir sonraki senenin nisan ayında filan ekilip filizlenince de fideler ayrılıp bir birinden şöyle bir 50-60 cm mesafede ekilebiliyor. Ben şöyle yaptım elimdeki domatesin çekirdeklerini suyuyla birlikte bulduğum ilk saksıya akıttım ki o da yılbaşı çiçeği saksısına denk geldi. Bu vesileylede domateslerin süt anneside yılbaşı çiçeği olmuş oldu. Aradan sanırım 1-2 hafta geçmişti ki domateslerin çekirdekleri yeşerip ayaklanmaya başladı. Bunun üzerinden de bir 10 gün geçince domatesleri süt analarından ayırıp yeni ve daha büyük bir saksıya aldım. Burada yapılması gereken bir şey  vardı o da en sağlıklısını o saksıya almak ama ben hepsine kıyamadım 3 tanesini saksıya ektim. Eh dedim bunlardan heralde biri domates verir ama yinede saksı boşa gitmesin deyip bi de diplerine maydanoz tohumları attım... Onlarda büyüyor...

Şimdi boyları 40 cm (biraz önce ölçtüm:) oldu, sıra çiçek vermelerinde. Sonrada domatesler gelsin. Tabi o zaman kırmızı domatesli bir yazı da şart olacak.

Fotoğraflara ilişkin küçük bi açıklama: İstanbul'da hazır yağmur yağmışken dedim ben de domateslere ve yılbaşı çiçeğine yağmur yağdırayım. Elime aldım su spreyini, her zaman ekmek hamurunu nemlendirecek değil ya arada da fotoğrafa yardımcı olsun. Böylece de yağmuru da görmüş oldu benim domatesler.







27 Şubat 2010 Cumartesi

DOMATESLİ MAKARNA VE DOMATESLİ EKMEK

Ev taşımanın ne kadar büyük bir bela olduğunu unutmuşum. Gerçekten yorucu, bıktırıcı, bunaltıcı bir şeymiş. Aslında ben göçmeyi pek sevmem (13 yıldır aynı evde kiracı olduğumuzu düşünürsek...) galiba birazda onun için taşınma aşması pek sevimsiz geldi ama eninde sonunda değişiklik insanını ruhunu tazeleyen  bir şey. Göç edince (göç deyince İstanbul'dan, İstanbul'a o kadarcık :) galiba insan kendine mukayyıt olmazsa bir takım alışkanlıklarına unutabiliyor ya da onlar değişime uğrayabiliyor. Neyse sonunda kendime gelip o alışkanlıkları yeniden kazanmaya başlıyorum.

Gelelim domatesli tariflere. Aslında kış ortasında hiç mevsimi olmayan yiyeceklerin tarifini de vermemek gerekiyor, ama bu domatesler yazdan kalma, içinde yaz güneşi var belki yazdan kalma bir esinti biraz daha zorlarsak yaz tatilinde çocukların bağrış çağrışlarını bile duyabiliriz, kim bilir? Daha önce yazdığım domates sosu tarifini geçenlerde Gaziantep'den (şöyle gırtlaktan gelen bir sesle Enntep diyesim var nedense...) gelen domateslerle yaptım. Valla böyle güzel domates kurusu görmedim şimdiye kadar nefis şeylerdi, onlar cici, cici filan diye sevesim koklayasım geldi, bunlar delirme alametide olabilir ama olsun. Her fırsatta Antep'den bu kurutulmuş domateslerden getirtecem, aha da buraya yazıyom...

MAKARNA: Aslında makarna tarifinde pek bi şey yok; açıkcası burada makarna tarifi vermekte pek aklımdan geçmiyordu ama o kadar nefis bir makarna olduk paylaşmek istedim.

İçindekiler

1 büyük su bardağı makarna, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, 3-4 yemek kaşığı domates sosu, 3-4 yaprak fesleğen (ya da kekik bu mevsimde ne bulursanız biraz keyfekeder bi şeyler), tuz.

Nasıl Yaptım
Tuzlu suda makarnayı haşlayıp süzdükten sonra, tencerede zeytinyağı ve domates sosunu biraz pişrdim sonra haşlanmış makarnayı ekledim bir15-20 dakika daha kısık ateşte pişirdikten sonra fesleğn yapraklarını ince ince kıyıp makarnaya karıştırdım.

EKMEK: Her zamanki ekmek tariflerinden birine bu sosu eklemek yetiyor yalnız su miktarını azaltıp onun yerine (en azından 50 g kadar) zeytinyağı koymak gerekiyor.

2 Nisan 2009 Perşembe

PORTAKAL REÇELİ

Portakal reçeli bana hep kışı hatırlatır. Şöyle sobanın üzerinde tereyağıyla beraber kızartılmış köy ekmeğinin üzerine dilimleri yerleştirip, yanına birde demli çay, oh hayatta başka bir şey istemem... Hayatta başka şey istemem biraz yalan ama neyse.
Bir iki hafta önce anneme uğradığımızda bir yafa muhabbeti geçti. Küçüklüğümüzde o kalın kabukların içini ne dişliyorduk filan derken. İlk işim bu olsun dedim. Zor bela eh işte yafaya benzer bir portakal buldum. Ama bir şeyleri kurcalamak gerekiyor ya. Domatesli elma reçelini de yeni yapmıştımş, domates pek güzel olmuştu acaba demeye başladım. Olur mu, olmaz mı... Olur, olur dedim sonunda. Renkleride muhteşem oldu ateş renkleri kırmızı ve turuncu. İnsanın içini ısıtan bir tada, insanın içini ısıtan renkler.

İçindekiler
250g Kalın kabuklu portakalı (1 portakal), 250 g domates, 250 g şeker (portakal kadar da şeker), 1 bardak portakal suyu, 1 limonun suyu.

Nasıl Yaptım
Portakalın kabuğunu ince bir şekilde rendeleyip 1 gece suda beklettim. Arada suyunu değiştirdim acısı çıksın diye olabildiğince sık suyunu değiştirmek gerekiyor. Yine domatesleri bir gece önceden kabuklarını soyup, çekirdeklerini ve suyunu çıkardıktan sonra üzerine şekeri döküp beklettim. Ertesi gün portakalı dilimleyip, domatesi, portakal suyunu, limon suyunu ekleyip kaynattım. Biraz kaynadıktan sonra altını kısıp portakallar şeffaflaşıncaya kadar pişirdim. Bu da yaklaşık 2 saat sürdü. Soğuyunca çörek otlu ekmekle mis gibi oldu valla. Hatta hemi valla hemi billa...

16 Mart 2009 Pazartesi

DOMATESLİ ELMA REÇELİ

Bir kaç hafta önce Şişli'deki Ekolojik Halk Pazarı'na gittik. Yılın en yağmurlu günüydü. Bir kere karar verip de vazgeçmesini bilmeyen insanlardan olduğumuz için gittik ve ıslandık. Güzel bir pazar diyemeyiz aslında, diğer halk pazarlarından pek farkı da yok gibi görünüyor. Biz gittiğimizde 2-3 gibi olmuştu saat az miktarda ürün satanlar mallarını bitirip gitmişlerdi bile. Bir de üstüne üstlük yağmur olanca hızıyla yağınca pek keyifli bir hali kalmamıştı. Oldukça üşümüştük, hızlı hızlı dolaşırken bir baktık güzel bir gözlemeci -galiba pazarın karşısındaki büfenin bir nevi şubesi- hemen sipariş verdik bir de sıcak çay, oh missss. İyi geldi yani.
Gelmişken ekolojik bir şeyler almakta da fayda var tabii ki. Gözlemeciye gelirken gözüme ufak ufak elmalar çarpmıştı. Gözlemeleri yiyip hemen elmacıya bir kaç kilo elma, bir de uncudan denemelik 1 kiloluk un. 5 kiloluk yokmuş gözlemeci arkadaşlar bize 5 kiloluk getiriyorlar isterseniz size de getirirler demişti ama, biz de 5 kiloluk yok dediler. Heralde bunlar bi daha gelmez elimde kalır diye düşünmüşlerdir. Bi kötü niyetleri yoktur heralde...

Eve geldikten sonra bu güzel elmaları sadece yemenin beni kesmiyeceğini anladım. Bunlarla bir şey yapmalıyım, ama komposto değil tabii ki. Neyse bilgisayarın başına oturdum. Yabancı blogları dolaşırken -bayaaa bi dolaştım- sonunda Chez Pim'in blogunda güzel bir reçel buldum. Tabii ki biraz tereddüt etmedim değil domates ve elma... Güzelim ekolojik elmaları rezil etmekte var işin içinde. Ama çok hoş ve şaşırtıcı bir reçel oldu. 
Chez Pim'in tarifinde granny smith elmalar ve taze biberiye kullanılmış. Ben ekolojik Amasya elması kullandım ve oldukça da ekşiydi.  Biberiye de kullanmadım, limon kabukları kullandım. İki ekşi etken bir araya gelince koyduğum şekeri de tabii ki artırdım. Yine de biraz ekşimsi tadı oldu, açıkcası benim açımdan pek de bi sakıncası yok. Ama bi daha ki sefere limon kabukları yerine biberiye koyarım artık. 
Misafirlere şimdiden afiyet olsun.

İçindekiler
500 g Amasya elması, 1 kg domates, 600 g şeker, 1 limonun suyu.

Nasıl Yaptım
Domtateslerin kabuklarını soyup, suyunu ve çekirdeklerini çıkarttıktan sonra dogradım. Ardından elmaların kabuklarınıda soydum ve çekirdeklerini çıkarttım. Bunların hepsini çelik bir tencereye yerleştirdim, üzerine 1 limonun suyunu, kabuklarını en sonda şekeri ekledim. Kısık ateşte domatesleri ve elmaları zedelemeden şekerini erittim. Ama bu işlem sadece şekeri eritmek için, şeker eridikten sonra hemen ocağı kapadım. Belki anne usülü domateslerin, elmaların ve limonların üzerine şekeri koyup buzdolabına kaldırmakta yete bilir. Kısmet bi daha ki sefere. Her neyse soğuduktan sonra kapaklı bir kaba yerleştirip buzdolabında sabaha kadar beklettim. Sabah bu kabdaki herşeyi çelik bir tencereye aktardım, tabiiki limonları çıkarmayı da unutmadım. Sadece nazar olsun diye iki dilim bıraktım. Tenceredeki her şey tam olarak pişene kadar üzerinde biriken köpükleride alarak pişirdim. Açıkcası tarifte elmalar şeffaflaşıncaya kadar diyor ama elmalarım çok sulu değildi ki suyu çok azaldı baktım ki her şey de pişmiş hemen ocağın altına kapattım. Daha önceden hazırladığım kavanoza aktardım. Soğuyunca da raftaki yerini aldı.